Evin mescid olsun…

Yorum yapın

“Herkese şefkat gözüyle bak, kimseyi tahkir ve hakir görme.Kimseden hiçbir şey talep etmeve hizmetin için kimseye emretme.Giyeceğin sade, sermayen din ilmi, evin de mescid olsun.”

(Şah-ı Nakşibend k.s)

Yolumuzun Usulü

2 Yorum

“Bizim usulümüz, halkın içinde Cenab-ı Hak ile

beraber olmaktır.Yolumuz sohbet ve halka

hizmet yoludur.Halktan kaçmakta şöhret,

şöhrette afet vardır.Hayır,halkın içinde

bulunup herkese Allah rızası için

hizmet etmektir.”

(Şah-ı Nakşibend k.s)

Şah-ı Nakşibend’den, Sohbet

1 Yorum

Sohbet , Nakşibendî yolunun esası ve temelidir.Nitekim bu yolun pîri büyük veli Şah-ı Nakşibend[kuddise sırruh] şöyle demiştir:

“Bizim terbiye yolumuz sohbet üzerine kuruludur.Hayır, Allah için salih insanlarla beraber olmaktır.Onlarla sohbete devam ederek hakiki imana kavuşmak nasip olur.”

Rahmet Kapısı/Şadırvan Yayınları

RABITA İLE İLGİLİ EDEPLER

Yorum yapın

Mürid, mürşidini Allah ile kendisi arasında güvenilir bir rehber görmelidir. Onun Allah rızasına giden yolda en güzel bir vasıta ve vesile olduğunu unutmamalıdır.
Mürşidin uzaktan feyiz vermesi, kalplere tasarrufta bulunması Allahu Teala’nın kâmil velilere verdiği özel bir yetkidir. Allahu Teala velisini seven ve gönlünü onun gönlündeki nura bağlayan kimseye çok özel ikramlarda bulunmaktadır. Buna uzaklık mani değildir. Bunun örnekleri çoktur.

Mesela, Veysel Karanî Hz.leri Resûlullah (s.a.v) Efendimizi hiç görmediği hâlde muhabbet ve ruhaniyet yoluyla kendisinden özel terbiye ve feyiz almıştır. Efendimiz (s.a.v) onu ashabına anlatmış, ismini vermiş, sıfatlarından bahsetmiştir. Ayrıca Hz. Ömer ile Hz. Ali’ye onu ziyaret etmelerini emretmiş ve onlara şu tavsiyede bulunmuştur:

“Onunla karşılaştığınız zaman sizin için istiğfar etmesini isteyin ki Allah sizi affetsin”40 işte bu hâle temiz ruhların tanışması, kaynaşması ve yardımlaşması denir. Zaten rabıta birbirini seven ve özleyen ruhların buluşmasından ibarettir.

Kâmil mürşidin uzaktaki müridinin hâllerini Allah’ın izniyle bilmesi ve görmesi mümkündür. Ancak bu görme ve bilme şekli sınırlıdır. Mürşidin Allahu Teala gibi her şeyi gördüğünü ve bildiğini düşünmek haramdır, şirktir. Mürşiddeki bütün yetkiler, feyiz ve nurlar Allahu Teala’nın ikramıdır.

Şah-ı Nakşibend (k.s) bu görüşün nasıl olduğunu şöyle belirtmiştir:

“Veliler her gördüklerini Cenab-ı Hakk’ın kendilerine ikram ettiği feraset nuru ile görürler. Öyle ki bu nur ile baktıklarında uzak ile yakının bir farkı olmaz.”

Kâmil mürşidin sahip olduğu yüksek ahlak, feyiz ve nurlar onun ruhâniyetinden ayrılmaz. Bu ruhaniyet zaman ve mekân ile bağımlı ve sınırlı değildir. Allahu Teala dilediği kullarına bu ruhaniyet yoluyla pek çok faydalar ulaştırır. İmam-ı Rabbani’nin (k.s) belirttiği gibi; bu faydadan bazen mürşidin de haberi olmayabilir.

Bir mürid, devam ettiği rabıtasında şeyhinin sûretini düşünürken müşahede veya kendinden geçme (gaybet) gibi manevi hâllere ulaşırsa rabıtayı bırakıp gelen hâle yönelmesi gerekir.

Şah-ı Nakşibend (k.s) Hazretlerinin müridlerinden birisi huzurunda rabıta yapıyordu. Bir ara müridde manevi hâl zuhur etti. Fakat mürid hâlâ rabıta ile meşgul olmaya çalışıyordu. Şah-ı Nakşibend (k.s) durumu fark etti, müride hitaben: “Bana rabıtayı bırak, sana gelen hâle yönel!” diye uyardı.41

Mürid, bir vasıta olmadan Cenab-ı Haktan vasıtasız ilim ve feyz alma gücüne ulaşamadıkça daima râbıtaya muhtaçtır. Arada bir vasıta olmadan feyz almaya güç yetirince vasıtanın terk edilmesi gerekir. Zira o hâlde vasıtayla uğraşılacak olursa netice manevi gerilemeye gider. Ancak rabıtanın bırakılacağı zamanı mürid değil, mürşid belirler.

Râbıtada mürşid ile mürid arasına kimse giremez, himmet dağıtamaz. Bana yönel ki seni mürşidle buluşturayım, gibi sözler doğru değildir.

Mürşidin sağlığında ondan başkasına râbıta edilmez. Bu iş ortaklık kabul etmez.

Rabıtayı vasıta olmaktan çıkarıp gaye hâline getirmek yanlıştır. Rabıtadan asıl maksat mürşidi düşünmek değil, onda tecelli eden ilahi nur ve rahmeti seyredip Yüce Allah’ı zikretmektir. Vesilelerin maksat kabul edilmeleri doğru değildir. Vesileye muhabbet, Allah sevgisine vesile olursa, kıymetlidir. Yoksa, hayırlı vesile olmaktan çıkar, kalbe perde olur, sahibine zarar verir.

ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ
SEYYİD SAKİ EROL

Her Neredeysen, Biz Seninleyiz.

Yorum yapın

Şah-ı Nakşibend Hz. (k.s.) müridleri ile çok yakından ilgileniyor, onların müşküllerini hallediyordu.
Kasr-i arifan da bulundukları günlerden bir gündü. O’nun gösterdiği ilgi ve şefkati derinden hisseden edepli müridlerinden biri ile konuşmaktaydı. Müridine:

“Habib beldesini ziyarete git, inşallah onbeş gün sonra bende oraya geleceğim.” demişti.

Başka bir beldeye yapacağı yolculuğun ardından kendisinin de Habib’e geleceğini söylemişti. Hace Hz.nin emrine muhatap olan Şeyh Emir Hüseyin, mürşidinden gelen her söze “ başım üzere” diyecek kadar teslimiyet sahibiydi fakat onbeş gün dahi olsa ayrı kalacaklarını anlayınca gayet müteessir oldu.

Emir Hüseyin derviş arkadaşlarıyla yola çıktı ancak daha ilk akşam Hace Hz.ni görme isteğiyle yanıp tutuşmaya başladı. Muhabbet ateşi Hüseyin’in gönlünü dağlamaktaydı. Bir ara dayanamaz hale geldi ve yol arkadaşına:

“Gönlümde büyük bir sıkıntı var. Hace Hz. nerededir acaba?” diye sıkıntısını açtı.

Kardeşi ona teselli verdi ise de nafileydi. Emir Hüseyin’in muhabbet ateşinin dumanı bir dağ olmuş çoktan mürşidinin yolunu kesmişti.
Gaydut yollarında bulunan Şah-ı Nakşibend (k.s.) buradan geri dönmek zorunda kaldı. Rabıtanın en samimi, en halis ve kuvvetli örneklerinden biriydi bu. Ve ertesi gün Hace Hz. Şeyh Emir Hüseyin ile arkadaşı buldu. Emir Hüseyin’e bakarak:

“Sana inşallah onbeş gün sonra gideceğim demiştim. Buna rağmen yolda önüme koca bir dağ koyduğunu gördüm” dedi.

Emir Hüseyin mahcup bir şekilde başını öne eğdi. Tarifsiz bir muhabbet duyduğu mürşidine kavuştuğu için sevinmiş olmakla birlikte ona sıkıntı vermiş olmanın üzüntüsünü de yaşamaktaydı. Hace Hz. bu sefer Emir’in yanındaki müridine dönerek:

“Emir Hüseyin dün akşam sana ne söyledi?” buyurdu.

Mürid olan biteni anlattı. Şah-ı Nakşibend Hz. müridinin muhabbeti sebebiyle, elinde olmadan yolunu kestiğini anlayınca kendisini affetti. Ve ona dönerek şöyle dedi:

“Emir Hüseyin! Bizimle birlikte olmayı çok istiyorsan şunu iyi bil, biz zaten senden uzakta değiliz.” daha sonra şu beyiti okudu:

“Her neredeysen biz seninleyiz
Asla biz yalnız yürümeyiz.”

Müridlerinin ikisi de söyleyecek söz bulamamışlardı. Başları önde mürşidlerini dinliyorlardı. Şah-ı Nakşibend Hz. şu sözlerle devam etti:

“Muhabbet büyük bir sıfattır. Bu yola baş koymuş kimseye düşen görev budur. Sahabe-i Kiram’da bu sıfata sahipti.
Bu sebeple Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) çok büyük muhabbet duyuyorlardı.”

Şah-ı Nakşibend Hz.(k.s.) bu sözleri söyleyip yanlarından ayrıldı ve bildirdiği gibi onbeş gün sonra geri döndü.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 71 takipçiye katılın