Risale-i Nur da Tasavvuf

1 Yorum

Gerçek zikir ise nefsin tasfiyesi (çirkin sıfatlardan kurtulmak) ve kalbin itminanı ile (ihlas, marifet, muhalefet, yakin) gerçekleştirilir.

Kitabın muhtevasında, niyetim hastır, usul ve üslubundaki noksanlıkların affını dilerim.
Kitabın içinde anlatılacağı gibi, Risale-i Nur’un kutsal dairesine, efendim, gözümün nuru mürşidim Hz. Gavs-ı Kasrevi Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni’nin (K.S)

-”Risale-i Nur oku, zira tasavvuf ilimsiz olmaz” emri ile girdim.

Kırk üç yıldır Risale-i Nur Daha fazla

Tevbe Kapısından Geçmeden

Yorum yap

Tasavvufi hayatın en kıymetli nimeti müminlerin günahlarından tevbe etmesidir. Tevbe, ibadetlerin en efdali, mükemmellik kapısının nurlu anahtarı, ilâhi rızaya ulaşmanın en parlak ve latif yoludur.

İslâm’da insanın ilâhi rızaya ulaşması, huzura kavuşması, kemale ermesi esastır. Kemalâtı kazanmak, Allah Tealâ’nın yüceliğini hakkıyla bilmektir. Allah Tealâ’nın yüceliğini bildikten sonra tam bir kul olarak emirlerine itaat etme yolunun ilk kapısı tevbedir. Daha fazla

Tasavvuf Âlemi – Dünya Âlemi

Yorum yap

Tasavvuf, sıfat değiştirmektir. Dinimiz her yapılan amelin salih ve güzel olmasını istiyor. Ve her bir amelde güzel sıfatlar kazanamamızı ister. Bu hadise namazda, oruçta ve hacdaki amellerde de geçerlidir. Bütün ibadetler nefsin kemalâtını tahakkuk ettirmek içindir.

Nefsin sıfatlarının değişmesi, nefsin içindeki çirkin vasıfların değişmesine tâbidir. Mesela nefsin çirkin sıfatlarından kibir yerine tevazu, hırs yerine kanaat, yalan yerine sadakat getirilmelidir. Günahların şerrinden kurtulmadıkça ibadetlerdeki ihlâsı/samimiyeti bulmak mümkün olmaz. Daha fazla

Mürşid-i Kamil ve Nefsin Terbiyesi

Yorum yap

1. Nefsin Terbiyesi

Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerif te şöyle buyurur:

“Lokman (a.s) pak, musaffa, gece-gündüz işinde çevik, atik bir köle değil miydi?” 12

Lokman (a.s) aslen Habeşli olup Davud Peygamber’in (a.s) muasırıdır. Benî İsrail arasında bulunmuş, hakîm, âlim bir mübarek zattır. Onun resul de veli de olabileceği söylenmiş; peygamber olduğuna dair kesin bir malumat verilmemiştir. Ancak Kur’an’da adı geçer ve “Lokman sûresi” vardır.

Lokman (a.s), önce köle idi, satıldı. Satın alan efendisi, onun fazilet ve kemalâtını gördü. Lokman’ı (a.s) kendi oğullarından bile değerli tuttu. Onu çok mühim gördüğü, değer verdiği işlerde kullandı. Çünkü Hz. Lokman köle olmakla beraber, nefsin hevasından kurtulmuş biriydi; yani aslında köle[...] Daha fazla

Tasavvuf Dinin Neresinde?

Yorum yap

Her müslümanın, inanç ve ibadet esaslarını öğrendikten sonra ihlâsı öğrenmesi şarttır. Yani Allah Tealâ’ya riyasız, yapmacıksız, samimi kul olmayı da öğrenmesi gerekir. Çevremizdeki ilişkilerde samimiyet, dürüstlük nasıl ki seviliyor, takdirle karşılanıyorsa, Allah Tealâ’yla irtibatımızda da samimi, içten olmamız bizi O’na daha yakın kılar.

Muaz b. Cebel r.a. Hazretlerinin rivayet ettiği bir hadis-i şerifin bildirdiği üzere,[...] Daha fazla

Nefs ve İhlas

Yorum yap

Nefs , uyulursa insanı cehenneme götürdüğü için belâ; mücahede ve riyazet edilip Allah için dizginlenirse yüksek makamlara çıkmaya vesiledir.

Kimse nefsinden şikayetçi olmasın, çünkü emr -i ilâhiyedir. Gözümüzden ve kulağımızdan şikayetçi olmadığımız gibi, nefsimizden de olamayız. Zira Allah Tealâ abes bir şey yaratmaz. Nefsin yaratılması kemalâtın yolunu açmak içindir. İnsan nefsini kendi[...] Daha fazla

Ecel Kapıyı Çalmadan

Yorum yap

Tasavvufta nefsin ıslahı için ölümün çokça hatırlanması önemli bir yer tutar. Nakşibendilik yolunda da ölüm rabıtası yapmak görev olarak verilir. Bundan maksat, dünyadan nefsin tatlarını bir an olsun keserek ahiret hayatına yüz çevirmektir.

Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz ölümü anmayı, ölüme hazırlanmayı müminin en büyük vazifesi saymıştır. Ebu Hüreyre r.a.’ın naklettiği üzere Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Lezzetleri yıkıp yok eden ölümü çok hatırlayın.” Çünkü ölümü anmak darda olanı rahatlatır, rahatta olanı ise hesaba çeker.

Hazret-i Ömer r.a.’ın naklettiğine göre, hangi müslümanın daha akıllı olduğu Rasulullah s.a.v.’e soruldu. Şöyle buyurdular: “Ölümü en çok hatırlayan, ölümden sonrası için güzel bir hayat hazırlayan mümin akıllıdır.” Yine bu konuda: “Nefsine hakim olan, iyi, akıllı kişi ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi nefsinin boş isteklerine tabi olup ölümü unutarak gaflete dalan kişidir.” buyurmuşlardır.

Ölümü unutmak gaflet, ölümü hatırlamak uyanıklıktır. Nefs ise ölümü sevmez, onu hatırlamak istemez. Ne var ki insanın ölümden uzak kalması, ondan kaçabilmesi mümkün değildir. Böyleyken onun varlığı bir ders, bir yol göstericidir. Ebu Derda r.a. Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Bize nasihatçi ve vaaz edici olarak ölüm, uyarıcı olarak zaman yeter. Zaman her şeyi birbirinden ayırır. İnsan bugün meskenlerde, yarın mezarlardadır.”

Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz şöyle buyurdu:

– Allah bir kulunu sevdiği zaman onun halini güzelleştirir.

– Ya Rasulallah, Allah kulunun halini nasıl güzelleştirir, diye sorulunca da buyurdular ki:

– Eceli yaklaştığı zaman ona salih ameller yapmayı nasip eder. Böylece kendisi ve komşuları ondan razı olurlar.

Ölüm, yolumuzun üzerinde bir köprüdür. Hepimiz bu köprüden geçeceğiz. Ama önce halimizin güzelleşmesi şart. Hazret-i Aişe r.a. validemizin bildirdiği hadis-i şerife göre de Rasulallah s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Allah kuluna hayır vermek istediği zaman, ölümünden bir sene önce kendisine bir melek gönderir. Onu doğru yolda gitmeye, dinini yaşamaya muvaffak kılar. O kul en iyi halleriyle, en güzel ibadetleriyle ölür. İnsanlar da onu hayırla anarlar. O kul, vefat anında Allah’ın kendisine hazırladığı şeyleri görür ve bir an önce Rabbine kavuşmak ister. Çünkü bir sene boyunca o meleğin yardımıyla güzel, nuranî bir hayat yaşamaya muvaffak olmuştur.”

Allah Tealâ, rahmetine mazhar ettiği kulunun hatalarını temizlemeden dünyadan almaz. Ya bir hastalık verir veya bir musibet ya da geçimine darlık vererek sabretmesine ve böylece günahlarından temizlenmesine vesile olur. Bir zerre günahı kalmayıncaya kadar o kulu sıkıştırır. Eğer hâlâ günahları temizlenmediyse ölüm halinde ölümün acısını şiddetlendirir, ta ki arınıncaya kadar.

Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki: “Eğer bir damarınız depreşir, ayağınız kayar, bir bela veya musibete uğrarsanız günahlarınıza kefaret olur.” Hayırlarla dolu bir hayat elbette Allah Tealâ’dan bolca ikramla karşılık bulur. Hatalarımızdan temizlenmek için başımıza gelen bela ve musibetleri de sükûnetle karşılamak hayrolur. Sabırsızlık ve isyan ise ancak durumu daha da zorlaştırır.

Bilmeliyiz ki Allah Tealâ bizi günahlarımızdan kurtarmak ve nimetlerine erdirmek istemektedir. Bizim de ölümü hatırda tutarak her an O’nun huzuruna çıkacağımızı bilerek yapacağımız bir hazırlık, her ne kadar O’nun keremine bir karşılık olmasa da, O’nun katında sevgi ve şefkatle karşılık bulacaktır. Allah ve Rasulü s.a.v. ölümü unutmamamızı buyurmaktadırlar. Ölüm rabıtası denilen tasavvuf ameli de bunun içindir.

Mehmet ILDIRAR • Semerkand Dergisi

Older Entries

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 72 takipçiye katılın