Gavs-ı Sani (ks) Hazretlerinin Sohbeti

Yorum yapın

Biz Ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmak için elimizden geleni yapıyoruz. İnsana en lazım olan şey imandır.En mühim olan husus imandır ve insanın en mühim meselesi de sekeratta imanla gidebilmesidir. İnsan imanla gittikten sonra ahirette işi kolaydır.Çünkü Cenab-ı Hakk’ın yüz merhameti vardır. Dünyaya bir rahmetini, ahirete doksan dokuzunu saklamıştır. Bu dünyadaki rahmetini tüm kullarına vermiştir. Mümin, fasık, kafir hatta onu inkar edene de vermiş ama doksan dokuz rahmetini mümin kullarına saklamıştır. Daha fazla

Gavs-ı Sânî(k.s) buyurdu:

3 Yorum


“Halim,yumuşak ve tevazu sahibi olun;sizleri tenkit edenlerin ellerini öpün;onları anlamaya çalışın.”

Gavs-ı Sani(ks)

Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki el-Hüseyni Hazretleri(ks)

Yorum yapın

Bilvanis, Siyanüs, Taruni, Havil, Dilibey, Nurşin, Kasrik ve Gadir köylerinden soluklayarak Menzil’i mekan edinen Gavs Hz.leri ve oğulları Seyda Hz.leri ve (Gavsı Sani Hz.leri) kıyamete dek sürecek irşad faaliyeti sergilemektedirler. Peygamber soyundan gelen bu aile, Şah-ı Nakşibendi (k.s.)’ın Kasr-ı Arifan’da başlattığı irşadın ikincisini her türlü çileye rağmen, devam ettirmektedirler. Bu yüzden Menzil’e Seyda Hz.leri (k.s.) ikinci Buhara demiştir. Gerek Gavs Hz.leri, gerek Seyda Hz.leri ve gerekse Seyyid Gavs-ı Sani Hz.lerinin bu yerlerde Allah’ın rızasını kazanmaktan başka gayeleri olmamıştır. Rıza-ı Bari hayatlarının parçası olmuş ve bu uğurda diyar diyar gezmişler ve bu uzun yürüyüşten sonra , Menzil en son durakları olmuş. Böylece göç ve hicret hayatını yaşayarak Resulüllah’a mutabaat yaptılar.

Bu yürüyüşü önce Gavs Hz.leriyle köy köy gezerek başlamış Seyda Hz.leri döneminde kalabalıklara dönüşmüş ve Seyyid Gavs-ı Sani Hz.lerin de ise zirveye ulaşmıştır. Bu irşad halkasının içinde[...] Daha fazla

Karışık Menzil İlahileri

2 Yorum

Download/indirme linklerini verdiğimiz ilahiler sadece tanıtım amaçlıdır.Beğendiğiniz ilahilerin albüm ismine tıklayarak sanal satış mağazasından satın alabilirsiniz.

İstediğiniz ilahileri e-mail(semerkandkayas@gmail.com) yollayarak yada bu konunun altına mesaj yazarak söylerseniz download/indirme linklerini paylaşırız…

Grup Hacegan – Dosta Davet

Can Sultanım Tıkla İndir

Grup Hacegan – Kutlu Beldeye

Menzilli Tıkla İndir

Murat Belet – Matem Ayı

Taca Sera(Himmetke Sultanımın) Tıkla İndir

Murat Belet – Yoluna Kurban

Burcu Burcu Tıkla İndir

Mustafa Alagöz – Menzilde Dügün Nişan

Menzilde Düğün Nişan Tıkla İndir

Mustafa Büyükaslan – Hoş Geldin

Gavs-ı Sani Tıkla İndir

Mustafa Büyükaslan – Ağlama

Oy Seydam Tıkla İndir

Mustafa Büyükaslan – Ay Parcam

Menzil Yolları Tıkla İndir

Mustafa Büyükaslan – Çagir Beni

Gulamin Tıkla İndir

Muzaffer Gürler – Muhabbet Name

Gül Dibare Tıkla İndir

Gavs-ı Sani Hz.leri’ne (ks) sormuşlar:

2 Yorum

Gavs-ı Sani Hz.leri’ne (ks) sormuşlar:

Efendim bu gönlün ilacı,saadetli elinizde emanet edilmiştir,
öylede ağır dertlerimiz varki,başka ilaç bilmiyoruz.

Şu cevabı vermişler zamanımızın irşad kutbu Gavs-ı Sani Hz.(ks):

Büyükler buyurmuşlardır ki,arapça olarak söylemişler:

himmetür rical,taklaul cibal, manayı da vermişler:

Erlerin,Allah dostlarının himmeti onlara verilen ilahi rahmet ve yetki demek,
himmeti dağları yerinden oynatır.Yani karşı taraftaki dağı oynatıp altından
altın cevher çıkarmak için değil,keramet onun için gösterilmiyor,himmet
onun için verilmemiş,işaretleri neye oldu,kalplerin üzerine dağlar gibi çullanmış
hastalıklar vardır.Gaflet vardır,cehalet vardır,kin vardır,haset vardır.

Böyle dağlar gibi büyük derdiniz olsa,gelseniz bu hastaneye
Allah sadatlara öyle bir yetki vermiştir ki;o dağ gibi şeyleri temizlerler.

Bu himmetin sebeplerine yapışmalıdır.

Bunun için:

Teslim olunuz,

İhlaslı olunuz,

Muhbbetli olunuz,

Salih amel işleyin,

Mürşidinizi sık sık ziyaret ediniz…

Sebeplere yapışarak bu rahmeti alınız ,çekiniz, buyurdular.

Gavs-ı Sânî (k.s) Hazretlerin’nin Sık Sık Yaptığı Dua

Yorum yapın

Yâ mukallibel kulûb kallib kulubena ilâ muhabbetike

“Ey kalpleri istediği gibi evirip çeviren Allah’ım bizim kalbimizi muhabbetine çevir.”

Hizmet,Nimettir…

Yorum yapın

Bir Öğüt (Gavs-ı Sani k.s)

Yorum yapın

“Halim olun, yumuşak olun, tevazu sahibi olun, sizleri tenkit edenlerin ellerini öpün, onları anlamaya çalışın, size gelenlerin anlattıklarına karşı tarafı dinlemeden hüküm vermeyin, dinleyin, kızmayın,üstünlük taslamayın, her iki tarafı dinleyin, öyle karar verin.”

Gavs-ı Sani [kuddise sırruhu]

Gavs-i Sani Buyurmuş, Sofi Dört Şeye Devam Etmeli…

Yorum yapın

“Insanin kalbi yumruk kadardir.Bunun içinde muhabbetullah olmasi lazimdir…Sonra orda yanan isigi göstererek;Su anda isik yaniyor,etraf aydinlik.Bu isik sönerse etraf karanlik olacak.Ayni anda hem isik hem karanlik olmaz.Isik yanarsa aydinlik olur;sönerse karanlik olur.Kalbin durumu da böyledir.Onun içinde muhabbetullah/ALLAH sevgisi olmasi lazimdir.Muhabbetullah yoksa baska seyler vardir.Baska seyler olunca kalbe ALLAH muhabbeti girmez.ALLAH muhabbetini elde etmek için su dört seye sofi devam etmesi gerekir;Mürsidi ziyaret,Mürsid sohbeti,Rabita,Vird…”

Bu Devirde Tasavvuf

Yorum yapın

Bir şey asırlardır insanlığın gündeminde kalabilmişse, onun insan fıtratı ve toplum haya-tıyla ciddi bir irtibatı mevcut demektir. Ortaya çıktığı günden itibaren gönüllerden ve gündemden hiç düşmeyen kavramların birisi de tasavvuf. Onu birileri tenkid ederek, diğerleri de tatbik ederek hep gündemde tuttular.

Tasavvufu dışarıdan tenkid edenler, onu insanın dünya ile ilişkilerini koparan bir miskinlik ve tembellik merkezi olarak görürken, içine girip yaşayarak tadanlar, insanı Kur’an ve Sünnet dairesinde terbiye eden ve ilahî edeple süsleyen bir okul olarak tanıtıyorlar.

Bu konuda kime kulak verilmelidir. Yolunca gidene ve bilene mi, hiç tatmadığı şeyi inkâr edene mi?

Tasavvufu değerlendirirken yapılan temel yanlışlardan biri, ehil kaynaklara başvurmamak… Oysa, özellikle dini konularda ehil kaynaklara başvurmak şarttır. Ayrıca dini anlamak için başvurulan kişinin ehil olmanın yanında, ârif ve zikir ehli olması da gerekiyor.

Allah Teâlâ, “sabah akşam Rabbinizin rızasını isteyerek ona yalvaran kimselerden ayrılma ve onlardan gözünü ayırma. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız kimseye de tabi olma” (Kehf/28) buyuruyor. Ayrıca “bilmiyorsanız zikir ehline sorun” (Nahl/43) ayeti diğer ilahî emirler gibi tasavvufu öğrenme konusunda da izlenecek yolu belirlemiş oluyor.

Dolayısıyla, tasavvufu anlamanın yolu, ilim ve zikir ehli kişilere başvurmaktır.

Özellikle İslamî yaşantısı ve takvasıyla temayüz etmemiş kişiler, hele de müslümanların gücünü zayıflatmak i çin İslâm üzerine araştırma yapan gayri müslimler (Oryantalistler) dini öğrenme noktasında asla referans olamazlar.

Tasavvuf deyince Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çizgisinde giden bir terbiye yolunun anlaşılması gerekiyor. Bu tezkiyenin başındaki “takva imanı” ve ona Allah için tabi olan “sûfi cemaati” de bu kapsamda mütalaa edilmelidir. Hemen şunu ekleyelim ki psikiyatristlerin alanına giren mistik hezeyanlar, kendisi terbiyeye muhtaç olan sahte şeyhler ve tasavvufun adını kullanarak Kur’an ve Sünnet’e aykırı yapılan yanlışlıklar ölçü olamaz ve asla savunulamaz.

Asıl hedefi takva olan tasavvuf, her zaman geçerli ve herkes için gereklidir. “Bizim mesleğimizin tek hedefi hakiki imanı elde etmek ve rıza makamı için gerekli olan ihlası tahsildir. Ulaşmak istediğimiz en son mertebe, halis kulluk mertebesidir. Bunu bize te’min edecek tek yolumuz da Kur’an-ı Hakim’in ve sünnet-i seniyyenin emirlerine harfiyyen uymaktır.” diyen bir müceddid arifin, İmam Rabbâni’nin (K.S.) başını çektiği tasavvuf terbiyesi için; “bunun bu zamanda gereği yoktur, gerçerliliği kalmamıştır.” denilebilir mi?

Elbette denilemez. Ancak, şu söylenebilir: “Anlatıldığı gibi bir tasavvuf ve İmam Rabbâni gibi bir mürşid bu devirde var mıdır? Kendisini tasavvuf ehli olarak tanıtıp bir sürü sakıncalı işlere bulaşanlara ne demelidir?”

Bu şikayette haklılık payı vardır. Aynı kanaati, bütün ilim dalları için söylemek de mümkündür. Ancak, Hz. Rasûlullah’ın (A.S.) müjdesine göre, bu ümmetin içinden bir grup insan -Allah’ın izniyle- kıyâmete kadar hak üzere gitmeye, dini hakkıyla temsil ve tatbik etmeye muvaffak olacaklardır. “O Kur’an’ı biz indirdik, hiç şüphesiz (kıyamete kadar) onu muhafaza edecek de biziz.” (Hicr/9) ayetinin verdiği garanti muhakkak tahakkuk edecektir. Yani her devirde bu dinin gerçek temsilcileri bulunacaktır.

Evet bu gün müslümanlar dine ancak dilleriyle sahip çıkmaktadırlar. Kâmil mürşidler ve rabbâni âlimler hak yolunda yalnız gitmektedirler. Onların tek dertleri, yanlarında gerçek hak yolcularını bulamamaktır. Bu dert çok önceleri başlamıştır. Hicrî üçüncü asırda yaşayan ve tasavvuf kollarının piri sayılan Cüneyd el-Bağdadî (K.S.): “Hakikat ilmi sergisini topladı, iş lafa kaldı. Biz tasavvufun ancak kıyısından köşesinden bahsedebiliyoruz!” diyerek bu işin ehlini bulamamanın üzüntüsünü dile getirmiştir.

İmam Şa’rânî (K.S.) de aynı dertten muzdariptir. Der ki: “Allah’a hamdolsun, ben yetmiş civarında mürşide yetiştim; ancak hepsi de Allah yolunda hoşlarına gidecek gerçek bir müridi bulamamanın sıkıntısıyla vefat edip gittiler.”

Tasavvuf, yüksek seviyede takvâyı tahsil için kurulmuş bir terbiye okuludur. Ancak, günümüzdeki insanların birinci derdi takvâ noksanlığı değil, iman eksikliğidir. İmansız din başlamaz ki, takvâ tahsil edilsin. Onun için kâmil mürşidler, bugün işe iman noktasından başlamaktadırlar ve imandan sonra, namazı muhafaza ettirmeye, büyük günahlardan el çektirmeye, adım adım diğer farzları yerine getirt-meye ve özellikle Allah u Teâlâ’yı zikrettirmeye çalışmaktadırlar. Muhammedî sevgiyle herkese kucak açan veliler, bu yolla nice dinsiz ve ibâdetsiz insanları dine ısındırmışlar ve kulluğa başlatmışlardır.

Bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa, hepsini de elden bırakmamalıdır.

Dinimiz, takvâya ulaşma ve kemâle erme yolu olarak en güzel gidişâtın, Allah için cemaat olmak ve böylece birbirini tamamlamak olduğunu belirtmiş; kurtuluş için sâlihlere tâbi olmamızı emretmiştir.

“Takvâya ve iyiliğe ulaşmak için birbirinizle yardımlaşın.” (Mâide/2)

“Hep berâber Allah’ın ipine sarılın, dağılıp parçalanmayın.” (Âl-i İmran/103)

“Ey mü’minler! Hep beraber Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nûr/31) âyetleri bizden, hak yolunda birlik içinde olmamızı istemektedir.

Takvâda imam ve örnek yapılan bir ârifin nezâretinde cemaat halinde İslâm’ı yaşamanın, büyük bir fazileti, hiç bitmeyen bir bereketi vardır. Bu yol olarak en selâmetlidir. Çünkü yolu bilenle giden kimse menziline hem tez, hem kolay, hem de tehlike-lerden emin olarak ulaşır.

Bu yol en canlıdır. Çünkü onun her halinde ilâhî aşk, her işinde Rabbânî heyecan hakimdir. Bunun da zevki zevâl bulmaz, tadan hiç usanmaz, bulan biteceğinden korkmaz. Allah sevgisi kalbe ilaç olur, bedene kuvvet verir, âşıklar yorulmaz, sâdıkların gönlü ihtiyarlamaz.

Bu yol en bereketlidir. Çünkü bu yolda her amel ihlasla yapılır. Bütün amellerin sevâbı kalben ona katılanlara da dağıtılır. Böylece bir amel yapan kimse, onunla birlikte sevgi ve rızâsıyla katıldığı diğer kardeşlerinin amellerinden de mânen bir hisse alır, kârı binlere katlanır.

Bu yol en tecrübelidir. Çünkü bu yolda bütün ameller, binlerce kâmil insan tarafından yapıla yapıla sahiplerini kemâle erdirmiş, gayretler en güzel meyvelerini vermiş, iyi kötüden, sağlam çürükten seçilmiş, bütün güzel hâl ve ahlâklar silsile halinde sonrakilere intikal etmiştir. Yani yol çok işlek, seyir çok belirgin, kâfile çok kalabalık, kılavuzlar çok uyanık ve mâhirdir.

Bu yol en istikâmetlidir. Çünkü bu yolun imam ve cemaatinin tek derdi ve biricik hedefi, iç ve dışlarıyla, gizli ve açıklarıyla, rûh ve maddeleriyle, zevk ve vecdleriyle, his ve hevesleriyle bütün hallerinde Kur’an ve Sünnete uyarak ilâhî rızâya ulaşmaktır. Kâmil mürşidler, Rasûlullah (A.S.) Efendimizin normal bir oturuş-kalkış şeklinde bile kendisine uymaya çok ehemmiyet verirler. Sünnetleri farz hassâsiyeti ile yerine getirirler, sadık talebelerinden de bunu isterler.

Bu yol Allah’a en yakındır. Çünkü bu yolda kırık kalble gidilir, her adımında, bütün menzil ve duraklarında Cenâb-ı Hakk zikredilir. Böylece Allah Teâlâ’nın: “Beni zikredin ki ben de sizi (özel olarak) zikredeyim.” (Bakara/152) âyetindeki müjdeye ve “Ben, beni zikredenle beraberim” (Buharî, Müslim) kudsî hadisindeki rahmete erilir. Bu yolda edeb ve tevâzû hakimdir. Nâfile ibâdetlere ihtimam gösterilir. Hep yakınlık vesilesi olacak şeyler tercih edilir. Özellikle ilâhî huzura girmeye mâni olan kibir ve ucub gibi huylar kalbten defedilir.

Dilaver SELVİ

Son nefeste imanla ölmek

2 Yorum

Gavs-ı Sani(ks) Son nefeste imanla ölme hakkında sözleri

“Biz ümmeti Muhammedin imanını kurtarmak için elimizden geleni yapıyoruz.”

“İnsana en lazım olan şey imandır. En mühim olan husus imandır ve insanın en mühim meseleside

sekeratta İmanla gidebilmesidir.insan imanla gittikten sonra ahirette işi kolaydır. Çünkü canabı hakkın

Yüz rahmeti vardır. Dünyaya bir rahmetini, ahirete doksandokuzu saklamış bu dünyadaki rahmetini

Tüm kullarına vermiş mümin fasık kafir hatta onu inkar edenede, ama doksan dokuz rahmetini mümin kullarına saklamıştır. insan Mümin olarak imanla göçerse orada işi çok kolaydır. Takva imanı kurur, ameli salihde onu kuvvetlendirir. Sekerat zordur. Ölüm anı tülbent nasıl böyle keralice tülbent bilgi vezneki dikenlerTemizlenirken( Ölüm anı tülbent nasıl dikenler özerinde alınmak istendiğinde) nasıl onu gerer ona onuDefoma eder. Aynen öylede ruh vücuttan çıkarken insan ızdırap çeker, açı çeker, sıkıntı duyar. Buda Yetmiyormuş gibi şeytan son nefeste ona insana musallat olur. En sevdiğinin kılığında gelir. Vefat etmiş olanlardan, o insana telkinde bulunur. Derki bak seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Ben senden önce Gittim orada gördüm orda geçerli din Yahudilik dinidir. Gel sen o dine geç perişan olma. Onu kandırmaya çalışır ikna edemese Hıristiyanlığı teklif eder eğer yinede kandıramasa elinde bir bardak Su sekerattaki o acı çeken insana onu gösterir. O lisanı haliyle ondan bana su ver diye talep ettiğinde’de veririm ama başınla bana bir secde et diye onu imansız ürmeye çalışır.Neuzibillah içte bu Sıkıntılı ve şeytanın musallat olduğu esnada insan kalbinde iman hakikatleri ile ilgili bir nebze şüpheye Düşese, tereddüde düşse,inkara düşse bu hal üzere ölürse imansız gider. Bütün hayatı boşa gider.

Bu tasavvuf, bu sadatı kiram en büyük faydası son nefestedir. Sadatı kiram onların ervahı canabı hakkın izniyle sekareta mevtanın başına gelir. O mekanı şeytan terk eder kaçar ve insan iman üzere ölür. Canabı hakkın huzura varır.”

“ Kim o Sadatların elini tutarsa, sekiz sartı yaparsa İlahi noterde bunlara, vekalet vermiş oluyor, İlahi noterde o Sadata vekaletname veriyor. Son nefeste ölürken imanla ölme vekaletnamesi, şeytana karsı yardım vekaletnamesı, kabirde sual melekleri gelince yardım vekaletnamesı, mahserde hesap verirken şefaat vekaletnamesı, sırattan gecerken yardım vekaletnamesi. O vekaletnameyle o zaat gelir şeytan kacar, melekler neden geldin dediğinde de Allah (c.c.) onun vekaletı var, Ben kabul ettım ona karısmayın der.O şekilde gerek son nefeste, gerek kabirde, gerek mahserde, gerek sıratta o vekaletnameyle gelirler, ümmeti Muhammede yardım ederler. Şart değil amma bu kadar da faydası var ne dersiniz buyurmuş.”

“BUNLAR BİR SÜRÜDÜR BU SÜRÜNÜN SAHİBİ PEYGAMBERİMİZDİR. BİZDE ACİZANE BU SÜRÜNÜN ÇOBANIYIZ. SÜRÜNÜN HİÇ BİRİNİN ZAYİ OLMAMASI İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPARIZ. YORULURSA SIRTIMIZDA TAŞIRIZ,HASTA OLURSA İLAÇ VERİRİZ İYİLEŞTİRİRİZ İLLA ÖLECEKSE MUNDAR GİTMESİN DİYE KESERİZ ÇOK ŞÜKÜR BU POSTA OTURDUGUMUZDAN BERİ HİÇ BİRİNİ KURDA KAPTIRMADIK, İMANSIZ GÖNDERMEDİK.”

Mürşidi Ziyaret Hakkında(Gavs-ı Sani ks)

Yorum yapın

ah_menzil

“Bir kişi, mümkün ise her gün mürşidini görmeledir.İmkanı yoksa hafta da bir gün, o da mümkün değilse, ayda bir defa, ona imkan yok ise üç ayda bir, en fazla da yılda bir defa insan mürşidini görmelidir.Eğer kişi, yılda bir defa bile mürşidinin yanına gitmiyorsa dinen geçerli bir mazereti olmadıkça;hastalık,yatalak olma durumu,fakirlik  gibi hiç olmazsa senede bir defa gitmesi lazımdır.”

Gavs-ı Sani hazretleri(k.s)

Muhammedi Tevazu

Yorum yapın

Gavs-ı Sani Hazretleri’nin hizmetlilerinden biri anlatıyor:

Bir gün telefon çaldı, açtım.

- “Efendim” dedim.

Karşıdaki ses bir şeyler söyledi ancak anlamadım. Bu kez:

- “Alo, efendim kimsiniz?” diye tekrar ettim.

Karşıdaki ses çok değişik ama vakar dolu idi.

- “Ben” dedi, “Seyyid Saki’nin babası..”

Hizmetli bir an düşünür: “Seyyid Saki.. Babası?!”

- “Emredin Sultanım!”

Gavsımız Geçenlerde Bir Sohbet Etti,

Yorum yapın

Gavsımız geçenlerde bir sohbet
etti. Sohbetindebuyurdu ki:
“Şeytanı kandıran
nefistir.Allah Teâlâ şeytana Âdem’e (a.s)secde et
diye emretti, hemen nefis devreye girip,
‘Hayır sen daha kıymetli maddeden yaratıldın,
o çamurdan yaratıldı; sen nasıl ona secde
ediyorsun’ diye onu emre uymaktan alıkoydu
ve helak etti.”

Ahde Vefa ve Hizmette Sabır/M.Saki Erol

Bu Dünya Bir Handır

Yorum yapın

Gavs-ı Sani Hazretleri buyurdular ki:

“Bu dünya bir han gibidir. Ahiret yolcusu bütün hazırlığını bu handa yapmalıdır. Yolda tedarik görülmez. Zira kervan yola çıkmıştır. Ölümle başlayan bir yolculuğun geri dönüşü yoktur. Yola çıkan kimsenin hedefine ulaşması için belli bir yol ve usül takip etmesi gerekir. Başıboş ve hedefsiz yol giden kimsenin hedefine varması mümkün değildir. Onun nereye varacağı da belli olmaz. Allah yolu da böyledir. O yolda Hz. Resulullah’ın -aleyhissalatü vesselam- izinden başka Allah’a giden bir yol ve kapı yoktur. Hz. Resulullah’ın -aleyhissalatü vesselam- hayatını yaşamak için de ulu sadatlara uymak gerekir. Hz. Peygamber’e -aleyhissalatü vesselam- hakkıyla uymanın en güzel yolu sünnet üzere yaşayan sadatları takip etmektir. Sadatlar sünnet-i seniyyeyi kal olarak değil hal olarak yaşar ve yayarlar. Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasip olur. Böylece ebedi ahiret yolculuğu iman ile başlamış olur. En büyük saadet de budur.”

Eski Yazılar

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 70 takipçiye katılın